Mustafa Kemal Atatürk, askeri ve siyasi kişiliğinin yanı sıra, ahlakı ve İslam dinine verdiği önemle de Müslüman Türk Milleti önünde güzel bir örnek olmuştur. Ancak bazı materyalist çevrelerce Atamızın dine olan yakınlığı çarpıtılmış ve tam tersi, din karşıtı olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Hatta bu çevreler öyle ileri gitmişlerdir ki, Atatürkçü bir kişinin asla dindar olamayacağı gibi çarpık bir mantığı topluma yıllarca telkin etmişlerdir. Aslında kendi ateist fikirlerini meşrulaştırmak için bunu Atatürk’e mal ederek taraflar oluşturmaya çalışmış ve Atamızın çok önem verdiği milli birliği yıllarca zedelemişlerdir.
Ancak bu çarpık telkin günümüzde etkisini kaybetmiştir. Atatürk’ü yakından tanıyan kişilerin aktardığı bilgiler ve hayatını anlatan güvenilir kaynaklar, Atamızın değil din karşıtı olmak, İslam ahlakıyla ahlaklanmış, derin iman sahibi gerçek bir Müslüman olduğunu gösterir bizlere.
Devamını oku...
Cimrilik insanın karakterini belirleyen en önemli etkendir aslında… Cimri olan; paylaşmayı bilmez, mallarına ve özellikle parasına gerekenden fazla ilgi gösterir. Bu durum çevreyi de etkiler ve toplum tarafından dışlanmasına neden olur. Moliere; bu kitapta trajik bir durumu komediyle anlatmak istemiştir. Korkunç bir kişiliği olan Harpagon’un kendini çok ciddiye alması ve parasına oldukça düşkün olması gülünç bir hal alır. Bu durum gittikçe çılgınlık noktasına varmaktadır…
Öksüz çocuklarına parası kadar kıymet vermeyen Harpagon, onlara yapması gereken babalığı göstermez. Oğlu Cleante’nın sevdiği kızla (Mariane) evlenmesine karşı çıkar, kendisi evlenmek ister. Kızı Elise’nin ise Valere ile maddi durumu kendi istediği gibi olmadığından evlenmesine izin vermez ve çeyizsiz alacağı için oldukça yaşlı birisiyle zorla evlendirmek ister.
Devamını oku...
Anadolu toprakları, 1071 Malazgirt zaferiyle kapılarını Türklere ve İslama açtı. Yıllarca haçlıların, kan kusturduğu rum diyarı insanları, Malazgirt zaferiyle; barışa, sevgiye, insanlığa merhaba dedi. Bunu ilk olarak Alpaslan, esir aldığı Romen Diyojen’de uyguladı. Alpaslan Diyojen’e; “Sana ne yapacağımı sanıyorsun?” deyince, Diyojen; “Bizim esirlere yaptığımızı yapacaksın; öldüreceksin, işkence yapacaksın...” deyince, Alpaslan: “Hayır sen serbestsin” karşılığını verdi.
Bu, hoşgörü, affedicilik İslamın bize verdiği bir güzelliktir. Bunu taşıdığımız sürece dünyada; uzun yıllar hüküm sürmüş, haçlıların; “Viyana’da kardinal külahı görmektense, padişah sarığı görmeyi tercih ederiz” sözü meşhur olmuştur.
Bu duygularla her zaman Türkler, girdiği savaşlarda başarı sağlamış, yurdumuzu işgal eden düşmanları püskürtmesini bilmiştir.
Devamını oku...
Ramazan paylaşmanın, kardeşlikleri pekiştirmenin, yoksulu, yetimi gözetmenin yardımlaşmanın da ayıdır aynı zamanda. Bizler sofralarımız da bin bir türlü nimetleri yerken, aç olan insanları düşünmek zorundayız. Toplum olarak hayrı seven bir milletiz. Ancak bazıları var ki diliyle çok şey söylese de uygulamaya geldiğinde pek bir iş yapmıyorlar.
Nedense cebimizde var olanı kısmayı çok seviyoruz da, bizden isteyen yoksul, muhtaç insanlara bir türlü veremiyoruz, ya da vermiyoruz. Bazıları vardır bakarsınız ki her şey hakkında konuşurlar, hayrın büyüklüğünü anlatırlar ama maddi olarak bir şeyler vermeye geldiğinde hep geri dururlar. Bu konuda İbrahim Edhem Hz çok güzel bir kıssası var:” Bir adam Ramazan sohbetlerinde diliyle hep cömertlikten söz ediyor; ama eliyle hiç de cömertlik yapmıyordu.
Devamını oku...
Sözü uzatmadan söyleyelim. Gündemi meşgul eden demokratik açılım tartışmaları konusunda yaygın olarak sorulan en anlamsız soruların başında “neden şimdi?” sorusu geliyor. Meseleye biraz iyimser yaklaşanlarsa bu soruyu iki kelime ilavesi ile “iyi ama neden şimdi?” şeklinde soruyorlar. Yönlendirilmeye açık, alt eğitim ve gelir grubuna sahip halk kesimlerini anlarım da, ülkeye yönetmeye talip parti yetkililerinin bu soruyu neden yönelttiklerini anlamakta güçlük çekiyorum. Sanırsız ki başka ülkede yaşıyorlar. Bu ülkenin yakın tarihine ve gerçeklerine bu kadar mı yabancılar? İki ay evvel bu köşede, “Kimi ne zaman öldürürler tahmin edin” başlıklı bir yazı yazmış ve şu noktaların altını çizmiştik: “...Şu ülkenin son yüz yıllık tarihinde neler olup bittiği konusunda yüzde 20 nispetinde ciddi malumat sahibi olan bir kişi, günümüzdeki hadiseleri en az yüzde 50 oranında sağlıklı analiz edebilme yeteneğine kavuşur. Hatta daha ilerisini söyleyeyim. Son 100 yılda olan bitenlerin arka planına yüzde 50 vakıf olan biri, gelecek günlerde neler olacağına dair sağlıklı öngörülerde bulunmaya başlar.
Devamını oku...
18 Temmuz günü sağlık sebeplerinden ötürü işe gidemedim. İkindi saatine doğru biraz kendimi toparlayınca bir filim izlemeye kara verdim, hem de biraz olsun kafamı dağıtabilecektim. Alt yazılı olduğu için hep sonraya bıraktığım bir yapım ilişti gözüme, izlenecek filimler arasında. Ev de sakin olduğu için bunun tam zamanıdır diye düşündüm.
Nüremberg. Filimin isminden mevzuu anlaşılıyor sanırım. Batının İkinci Cihan Harbine bakışını yansıtan yapımlardan birisi. 2000 senesi Alliance Atlantic yapımı. Alec Baldwin başrolü üstlenmiş. Birçok defalar filmlere konu olan, Nazi yönetiminin Almanya ve işgal ettiği ülkelerde karsısına çıkan Yahudilere uyguladığı soykırımı irdeleyen bir çalışma. Savaş sonrasında savaş esirlerinden olup, Nazi Almanyası’nın önde gelen 20 ismi savaş suçları mahkemesince yargılanırlar ve suçlarına göre ağırlıklı idam olmak üzere muhtelif cezalar alırlar. İçlerinden dört tane de berat çıkar.
Devamını oku...
İnkarcılık, tarih boyunca evrenin ve canlıların ‘yaratılmamış’ olduklarını iddia ediyor ve bu iddiayı mantık temeline oturtabilmek için aradığı çözümü, 19. yüzyılda Darwin'in teorisi ile buluyor. Bilimsel hiç bir kanıtı olmayan bu teori, bir Yaratıcı olmadığını, aksine doğanın rastlantısal, amaçsız ve bilinçsiz etkileşimleri ile ortaya çıktığını öne sürüyor. Canlılığı yaratan Allah’ı reddediyor ve tüm canlıların birbirinden türediğini iddia ediyor. Evrim teorisinin karşısında ise Yaratılış gerçeği yer alıyor. Yüce Allah herşeyi “OL!” emriyle yoktan yaratmış ve düzenlemiş, canlılar da yine Allah'ın yaratmasıyla var olmuştur. Evrendeki ve canlılardaki büyük tasarımlar, hesap, denge ve düzen bu gerçeğin çok açık kanıtlarıdır. Materyalizm, maddenin yaratılmadığını ve sonsuzdan beri var olduğunu ileri süren düşünce. Bu felsefe Allah inancına ve dine şiddetle karşı. İşte evrimciler bilime değil, bu felsefeye bağlılar ve buna uydurabilmek adına bilimi çarpıtıyorlar. Evrimci genetikçi Richard Lewontin, bunu “…materyalizmle olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz. Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, ilahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin veremeyiz.” diyerek itiraf ediyor.
Devamını oku...
İman Etmeyenlerin Dünya Hayatı ve Yaşadıkları Sıkıntıların Temeli Dünya hayatı, insanın nefsine hoş gelecek şekilde yaratılmıştır. Akıl sahibi müminler dışında bütün insanların dünya hayatındaki tek amacı, evlenmek, iyi bir iş ve kariyer sahibi olmak, güzel bir ev ve araba almak, çocuklarını iyi yerlerde okutmak, onları meslek sahibi yapıp sonra evlendirmektir… Bu kısır döngü, babadan oğula sürekli devam eder. Bu insanlar bütün bunları Allah rızası değil de sadece nefislerini tatmin etmek için amaç edindiklerinden dolayı, hiçbir zaman gerçek mutluluk ve huzura kavuşamazlar. Hedefledikleri konuya ulaştıklarında mutlu olduklarını zannederler ancak bu da çok uzun sürmez. Çünkü karşılarına alternatif bir konu çıktığında, sahip oldukları şey artık onları mutlu etmeye yetmez ve yeni hedeflerine ulaşmak için başa dönerler. Bu da bir kısır döngüdür. İman etmeyen insan hiçbir zaman elindeki ile mutlu olamaz, hep daha fazlasını ve en iyisini ister. “Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız” (Nahl Suresi – 18), ayetinde belirtildiği gibi, kendisine Allah’ın bahşettiği milyonlarca lütfü görmezden gelirler. Her şeye kendi gücü ve iradesi ile sahip olduğunu düşündüğü için, anlamsız bir şekilde başarıları, zenginliği veya güzelliği ile övünür. Oysa “O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez” (En’am Suresi – 59) iken bir insan, sahip olduklarını Allah’tan bağımsız kazandığını nasıl düşünebilir?
Devamını oku...
Samimi müminler Allah’tan korkan, Allah’ı büyük bir aşkla seven, Allah’ın sınırlarını koruyan ve O’nun koruması altında olan insanlardır. Yaşamları boyunca Allah’ın hükümlerine titizlikle uyar, O’na boyun eğer, tavsiye ettiği ve beğendiği ahlakı sergilerler. Müminler, içinde bulundukları durum ve ortama göre farklı tavırlar sergilemezler, oturmuş bir karaktere sahiptirler. Allah’a ve O’nun kendileri için yarattığı kadere büyük bir saygıyla boyun eğen müminler, O’ndan gelen her musibetin ardında bir hikmet ve hayır olduğunu bilirler. Yaşadıkları her olayı en sevdikleri varlık olan Allah’ın onlar için özel yarattığını bilmeleri, herşeyi sevinç ve neşeyle karşılamalarına sebep olur. Başlarına gelen hiçbir olay onları karamsarlığa, mutsuzluğa, öfkeye sürüklemez, her an tutarlı davranışlar sergilerler. Kısacası hiçbir şey müminin moralini bozmaz. Kader gerçeğini kavramış bir mümin, hata yaptığında da üzüntüye kapılmaz ve kendisi tam olarak göremese de, ardında bir hayır ve hikmet olduğunu bilir. Hatayı yaptıranın da Allah olduğunun şuurundadır ve Allah’ın bu hata ile kendisine bir hatırlatmada bulunduğunu bilir.
Devamını oku...
Ehlullah şöyle der:
“Bir tarafta Allah’ı inkâr eden, Allah’ın âyetlerini reddeden, Allah’ın âyetlerine karşı zâlimce bir tavır takınan, Allah’ın âyetlerine kulak vermeyen, Allah’ın elçileriyle ilgilenmeyen, Allah’tan gelen hayat programına değer vermeyerek kendi hevâ ve hevesleri istikâmetinde bir hayat yaşayanlara müjdelenen dayanılmaz bir azap, diğer tarafta Allah’a îman eden, Allah’tan gelen hakim bir kitabın âyetlerine kulak veren, Allah’ı görüyormuşçasına O’na kulluğa koşan, namazı ikame eden, zekâtı veren, gayba îman eden ve yaşadıkları bu hayatın sonunda çekilecekleri hesabın korkusuyla tir tir titreyen muhsinlere, Müslümanlara vaadedilen bir cennet vardır.” Lokman suresi:6. “İnsanlar arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlere değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir.” 7. “Âyetlerimiz o sapık kimseye okunduğu zaman sanki kulaklarında ağırlık var da işitmiyormuş gibi büyüklenerek sırt çevirir. İşte ona can yakıcı azabı müjde et.”
Devamını oku...
|
|